11 Şubat 2018 Pazar

Annesinin gözünde 1 şehit: Bir daire ve ölünceye kadar aylık maaş...

Bir annenin, Afrin Savaşında ölen oğlu ile ilgili olarak "Tayyip'e feda olsun" dediğini okuyunca, memleket gerçeği bir kez daha ışıdı zihnimde. Belki de başına bela bir oğuldu, bir yandan öldü kurtulduk diye öte yandan ne güzel bir daire bir de şehitlik maaşı gelecek diye seviniyor.

8 Şubat 2018 Perşembe

Aslında bir kol saati mi!

Akşam Arda'yı almaya gittiğimde biraz beni oyalayacağını varsayıyordum, en az 15 dakika erken gitmiştim. Fakat beni görünce, oynar gibi yaptığı basketbolu bıraktı ve çantasını toplamaya gitti. Sonra olgun adımlarla yanıma geldi, kucaklaştık; yine sürprizi olduğunu hissettiren bakışlarıyla gözlerimi meşgul ederken bir yandan da hırkasının fermuarını açıyordu. Bak ne var yine, dedi. Yine bir REACH Star almış.
Sınıftaki oğlanlar basketbolcu ve hokeyci diye iki gruba ayrılmışlar. Bir sürü ayrıntı anlattı sadede gelinceye kadar -kime çekti acaba!- öteki gruptan bir çocuk Arda'nın bulunduğu grubun sporcusu olmak istiyormuş meğer. Kimse seçtiği takımı bırakıp öteki tarafa geçmemiş, Arda, "Tamam, ben geçerim" demiş. Öğretmen de bu fedakarlığını, işbirliği örneği şeklinde değerlendirmiş ve star vermiş Arda'ya. Çok seviniyordu. Annesi bu yıldızları çok önemsiyor ve mutlu oluyor. O yüzden annesini bir kere daha mutlu etme fırsatı bulmuş olmanın sevinciydi.
Fakat düşünmeden edemedim: Sınıf arkadaşlarının hepsi o kadar kemikli Amerikalılar ki, "başkası" hiçbirinin umurunda değil; "bana ne ondan" diyor. Arda belki de Amerikalılığı öğreniyor... Belki de hiçbir zaman Amerikalı olamayacak! Belki bir iki istisna olmuştur ama başkasını önceleyerek kendi pozisyonunu değiştiren birine şu saate kadar rastlamadım.

7 Şubat 2018 Çarşamba

İşleri başkası, gürültüyü bu kız yapıyor...

Kız, babasının dükkanı gibi saat 10.30'dan önce gelmiyor. Kendisinden yardım isteyen bir tek client'a olumlu cevap verdiğini görmedim. Ya bana havale ediyor, ya Adam'a veya Jaime'ye. Bütün sorumluluğu ona ait olan bir işi vardı, allem kallem işi yeni gelen Panamalı çocuk Jaime'ye yıktı. Artık oraya da gitmiyor. Geliyor büroya bir gürültü, patırtı, aman şu olmuş aman bu olmuş, kapatıyor kapıyı, akşama kadar... Ne yapar ne eder kimse bilmiyor. Geçen pazartesi de, pazar günü kayak yaparken düşüp omuzunu incittiği için gelmemişti. Gidişleri de kafasına göre; ben gidiyorum diyor gidiyor; patron, ağzı açık bakıyor ve sırıtıyor. Kimi zaman, yarın kendini iyi hissetmezsen gelme, filan diyor. Bu kızın ne için büroya geldiğini, nasıl bu kadar tuzu kuru ve rahat olabildiğini anlayamıyorum.
İki ana figür var, onun durumunu açıklayacak:
1. Babalığı, patronun yakın arkadaşı imiş, bu kıza bir iş ver, koru, kolla demiş, o da tamam demiş. Aslında sadece bu, kızın bu pervasızlığını açıklamaya yetiyor.
2. Bana çok iyiliği dokunmasına rağmen, giderek tiksinti vermeye başlayan mevcut patron; o kadar çaresiz, korkak ve yalaka ki, ne kızı karşısına alıp iki lakırdı edebiliyor, ne de kendi patronuna, al bu kızı buradan, işi hafifletmediği gibi ağırlaştırıyor, filan da diyemiyor. Tersine, kıza inanılmaz yalakalıklar yapıyor. En son, bağış yapmak için gelen birine "sağ kolum" diye tanıtmıştı. Kadın çalışmayan dizlerinden ameliyat oldu, diz kapaklarını değiştirdi ama sağ kolundan korkuyor.

Sorun, bir insanın bu kadar asalaklığı benimseyip sindirebiliyor olması: Herhalde gelecek yıl, 30 olacak. Çocukluk nereye kadar.
*-*
Dün yazmayı unutmuşum: Bu kızı burada konu etmemin en esaslı gerekçesi, kendisinden önce çalışan kızla aralarındaki 180 derece fark. Bundan önce Courtney diye bir kız vardı, babası Amerikalı annesi Kübalı; büroda olduğu süre içinde 1 dakika aylaklık yaptığını görmedim. Sürekli birileriyle ilgiliydi, sürekli birilerine bir şekilde yardımcı oluyordu. Öyle meşgale hastası bir tip filan da değildi; bir bilinçle bu işi seçmiş, akademik yoluna devam eden, akıllı ve sevgili bir kızdı. 2 yıl kadar birlikte çalıştık. Hiçbir işe hayır dediğini, ayak sürüdüğünü veya kaçtığını görmedim. Sabahın erkeninde, gelir, gelemezse, gerekçesini mutlaka telefon mesajıyla bildirirdi; inanılmaz bir sorumluluk duygusu ve iradesi vardı. Ayda bir kendisiyle gıda bankasına giderdik, yol boyu konuşurduk: Ben hep, şirkette kalmasını ve kendisinin yolunun mutlaka açık ve geleceğinin çok parlak olduğunu söyler, onu motive etmeye çalışırdım. Fakat şirket yukarda yazdığım aylak kızı tuttu ve hiç kimse bu söylediğim üstelik dünya güzeli, güzel kalpli ve fevkalade iradeli kızı bıraktı. Courntney, bir yandan üniversitede okuyor ve kazandığı parayı okul taksitleri ve kredi borcunu ödemek için kullanıyordu. Son yıl, okulun dayattığı bir program nedeniyle, büroda sadece 2 gün kadar çalışabilecek, kalan zamanında başka bir yerde çalışacaktı; 6 ay için bu fedakarlığı yapmadılar. O da ayrıldıktan sonra, önce bir güvenlik şirketinde saati 14 dolardan iş buldu, fazla mesaiye ödenen 75 cente dahi anlam yüklüyor, hesap ediyordu, şu kadar saatte şu kadar dolar eder, filan gibi. Sonra daha iyi bir iş buldu, oraya geçti.

Courtney ne kadar altınsa bu kız o kadar çamur. Buna artık hayatın adaletsizliği mi diyeceğiz, yoksa mesela Courney'in kimseye yalakalanmayan asaleti mi diyeceğiz bilemiyorum. Ama 100 tane bu kızdan vereceklerine bir tane Courtney versinler, yeter. 

6 Şubat 2018 Salı

Ön yargılarım darbe aldı: Arabistan'dan ABD'ye gelmiş kıza ettiğim yardım beni nasıl etkiledi...

Bu gün hayatımda ilk kez Suudi Arabistanlı birileriyle karşılaştım. Önyargılarım nedeniyle, esasen son dönemde Türkiye'nin başına açılan belaların arkasında hep onların olduğu kesin kanaatim, görüşmeye hiç de sempatiyle başlamadım. Dün kız telefon etmişti, konuşmasından her nedense arap olduğu izlemini edinmiştim, bir de üstüne "burada 6 kişi olduk" deyince, iyice ileri gittim ve bizim ofise gelmemesi için elimden geleni yaptım ve onu başka bir yere yönlendirmeye çalıştım. Kendilerine daha yakın bir ofisimiz daha vardı, oraya gidin, yardım edemezlerse yine bizi arayın demiş bırakmıştım. Ben çıktıktan sonra kız yine aramış ve bu gün gelmek üzere Jaime ile randevu yapmışlar. İlk gördüğümde hemen benim başıma kalacaklarını anladım, çünkü Jaime, iki hafta önce ayak bileğini çatlatmış olan öğretmenin yerine yedek öğretmenlik yapıyordu, dersteydi. Biraz tedirgin oldum ama yapacak bir şey yoktu.
İki şey için gelmişler: Hem aylık yiyecek torbası istiyorlar, hem de elektrik faturasını nasıl düşürebileceklerinin bir yolu var mıydı, kendileri bu olanağa sahip olabiler miydi...
Suudi Arabistan gibi dünyanın en zengin petrol yataklarının olduğu bir ülkeden biri niye buraya gelir de bakıma muhtaç bir yaşamı seçer diye merak etmiyor değildim. Yeşil karta müracaat etmişler ve kazanmışlar. Bu bile aslında kendi ülkelerinin, dışarıya verdiği izlenim kadar  manalı olmadığını düşündürüyor. Sormadım tabii o kadar zengin bir ülkeden niye kalkıp buralara geldiniz de buralarda ekmek arıyorsunuz diye.
Gelenlerin biri, dün telefonda konuştuğum kızdı; yanındaki genci ister istemez kocası diye algıladım; kardeşiymiş. Ne kadar  zamandır buradasınız diye sorduğumda, 6 ay dediler ama sonradan anlaşıldı ki, bu 6 ay, bu gün yaşadıkları yerdeki 6 ay, yoksa Amerika'ya geleli en az 3 yıl olmuş. Boston'a karı koca olarak gelmişler; çocuklarının ikisi Amerikalı, Boston'da doğmuşlar. Annesini ve kardeşini belki sonradan getirdi, o kadar ayrıntısını konuşmadık. Kızla, bizim buradaki hikayemizi konuşurken, kız benim sacrifice ettiğimi çok vurgulu bir şekilde söyledi. Öyledir değildir derken, kocasının onu desteklemek yerine -kız İngilizce öğretmenliği okumuş Arabistan'da- 3 çocukla kendisini ortada yalnız bırakıp geri döndüğünü öğrendim. Bu arada ben zevcemle ilgili katmerli güzel lakırdılar etmiş idim. Benim söylediklerimi, kızın kardeşi Abdelaziz de gözleri parlayarak onayladı, benim ne kadar iyi ve doğru olduğumu filan söylediler. Ben de, kızın burada yalnız olmadığını, annesi ve kardeşiyle birlikte bir hayat götürmekte olduğunu, yalnızlığın başka bir şey olduğunu, yine my better halftan örnekler vererek anlatmaya çalıştım ama onun durduğu yer, benim söylediklerimi anlamaya çok elverişli görünmüyordu. Kocası askermiş, burada hiçbir şey yapmadan aylarca zaman geçirdikten sonra sıkılmış, o yüzden geri dönmüş.
Yaklaşık 3-4 saat birlikte zaman geçirdik. Elimden geldiği kadar onlara iyi davranıp yardımcı olmaya çalıştım. 3 torba yiyecek verecek oldum, ama kız konservelerin hemen hepsini çıkardı, bıraktı. Bir ara, din ve dinin yasaklaması yüzünden mi, domuz yüzünden mi, dedim, hem o, hem de genel olarak yiyeceklere jelatin katıyorlar ve jelatini de domuzun kılından elde ediyorlar filan gibi birşeyler söyledi. Anlayamadığım bir şekilde kalkıp gitmek istemediler. Bazı kağıtlar istedim, internetten filan buldular, indirdiler, devam ettiler beni çalışmaya zorlamaya. Tam gider gibi oldular, vedalaştık. O arada ben yeni bir cliantla çalışmaya başlamıştım ki, yeniden kapı vuruldu. Meğer başka lazım gelen kağıtları da tamamlamışlar; bu gün buradan işi bitirmeden ayrılmamaya karar vermişler gibiydi. Bu kağıt cuma günü gidecek ilgili yere, onun için en az 2 gününüz daha var demiştim. Belki de sıfırı tamamen tükettiler ve kimbilir ne ricayla arkadaşlarından aldıkları arabayla geldikleri bu yerden sonuçsuz dönmek ve yeniden bir şekilde gelmek mecburiyetin olmak istemiyorlardı; çünkü bütün git geller para demekti... O nedenle öğlen yemeğimi bile yiyememiştim. Ben yemeğimi yedikten sonra, bunca zamandır burada vakit geçiren insanlar da acıkmıştır diye düşünüp onlara, mutfakta dünden kalan bir pizzamız olduğunu, isterlerse birer dilim ısıtabileceğimi söyledim. Kardeşinin aksine kız gayet açık sözlü, yes dedi, belki de emzirdiğimden acıkıyorum, diye ekledi. Birer dilim pizza ısıttım, yanına bir şişe de portakal aromalı gazlı su koydum. Neyse, sonrasında formu doldurdum.
Ayrılırlarken bana çok derinden hissederek çok teşekkür ettiler, çok yardımsever olduğumu ve onları normalin çok üstünde bir ilgi ile mutlu ettiğim mealinde sözler söylediler. Ben de, alttan alıp işimi yaptığım şeklinde mukabele ettim ama zihinlerinde her nasıl bir Türk imgesi taşıyorlar idiyse onu, benimle değiştirmek dayatmasıyla karşı karşıya kaldıkları kesin.
Daha sonra, bilgilerini bilgisayara aktarırken, bazı sözlerini daha iyi idrak ettim: Kız, isimlerini nasıl bu kadar kolay ve doğru telaffuz edebildiğimi merak etti, ben Türküm dedim. Türkçe'de büyük miktarda Arapça sözcük olduğunu filan söyledim. Abdelaziz nazikane mukabele etti, bizde de pek çok Türkçe sözcük var, dedi ama bir örnek duyamadım, merakım içimde kaldı. Ayrıca, daha önce başka center'lara da gitmişler ve bizim sistemde, hiç değilse Abdelaziz'in bilgileri vardı; 3 yıl önce gelmiş. Geçen sürede çeşitli yardımlar için başvurmuşlar, herhalde o süreç içinde çok dostane ilgi görmediler.
Bütün bunları neden yazdım? İnsan tekinin, her zaman genel haritanın çok dışında bir figür olduğunu bana bir kez daha idrak ettirdikleri için. Sterotip veya şablon algılarla, insan tekini örtüştüremiyorsun. Bu kız dünyanın neresine gitse pırıl pırıl bir kız, her işi yapar, her yükün altından kalkar bir kız; gözleri pırıl pırıl, enerji dolu ve sıcak. Bu kız Suudi Arabistan gibi, en tiksindiğim bir ülkede doğmuş, en tiksindiğim bir kültür ve onun insanları arasında büyümüş, eğitim öğrenim görmüş ve Amerika'ya ayak uydurmada hiçbir sorunu yok. Demek ki insan malzemesi denen şey, tekil bir şey. Hayat ne kadar "başka" olsa bile, sende bir "değer" varsa, dünyaya katkı yapanlar arasına girebilirsin.

Evet, başı örtülüydü!

4 Şubat 2018 Pazar

Bir tırışkaya tapınmak!

kk bir yay. Türkiye'nin talihsizliği şu ki, en berbat bir dönemde, kk gibi, hiçbir şekilde bir liderlik özelliği olmayan bir zatın muhalefetin baş figürü olması. Dünya tarihinde iz birakmış bir yay yok. Ateş grubunun tırışkası. Nasıl çamurdan bir bok olmazsa, kk'den de muhalefet lideri veya herhangi bir simge figür olmaz. Büyüsü yoktur!

Hayvanla ortaklaştığımız bir husus: Dişiyi kıskanmak!

Hindinin yol kesip insanları korkutmasından anlaşılıyor ki, kıskançlık demek ki çok hayvani bir duygu. Jason benim tedirgin yürüdüğümü görünce, elinde, christmusta kullandığı yeşilliklerden bir parça çalı getirerek beni korumaya çalıştı. Dedi ki bu genç baba hindi dişini kıskanıyor, onu korumaya çalışıyor, ama bu çalıyı şöyle sallarsan bir şey yapmaz, gider. Hakikaten de öyle oldu. Artık çıkardığı sesten mi, çalının yeşil renginden mi nedir, sakinleşti ve geri çekildi. Jason'ın çocukluğu çiftlikte geçmiş, bu işleri bilirmiş.
Aynı hindi, onu fark etmeden gelip duran bir arabadan çıkan kadını da, yeniden arabaya binmek üzere geri geldiğinde çok korkuttu. Kadın kaçtı, geldiği araba yanı sıra gitti ve hindi o arabayı kovalamaya devam etti.
Hayvandan farklarımızı farklılaştırırken, demek ki kıskançlığı da esaslı bir figür olarak sayacağız.
Baba hindi şimdi de yan komşumuz Paul'u korkutuyor. Giden arabanın peşi sıra koşuyor resmen.

3 Şubat 2018 Cumartesi

Cumhuriyeti yıkan parti olarak CHP veya CHP'nin alevilik üzerinden Kürtlere devri kongresi

Değişiklik olacağı ve bir hareket yaratacağı ümidiyle CHP Kongresi'nden heyecanlanıyordum. Fakat yine olan oldu ve hangi başarının, verimin arkasında durduğunu bir türlü anlayamadığım ama 700 küsur delegesinin anladığı kk yine genel başkan seçildi. Muharrem İnce'ye 400 küsur oy çıkmış, ki aday gösterilmesi sürecinde gerekli imzayı bulamadığı gibi bir rivayet dahi dolaşmış imiş.

Bu sonuç, gündemdeki bütün sonuçlardan rte-akp'nin ezici bir çoğunlukla galip çıkmasının garantisi oldu. Bundan sonra, sıra modern Türkiye Cumhuriyeti'nin tabutunu çivilemeye geldi. Bu ihanet ve yıkım sürecinde, bu noktadan itibaren en büyük suçlu Kemal Kılıçdaroğlu ve kendisini seçen 700 küsur delegesidir.

Yılmaz Özdil'in binr yazısını gördüm, delegelerin nasıl ayarlandığına dair bir anlaşılmazlığı yazmış; milyon oy çıkan yerin delegesi, 30 bin oy çıkmış yerden daha az, gösteriyor.

Bana öyle geliyor ki, CHP içinde giderek öne çıkan bir alevi kemikleşmesi / yobazlaşması ve aynı çizgiden olarak bir Kürt yayılmacılığı hareketi var: KK ve ekibi, Kürtleri kazanmak için Türkleri küstürmeyi makul buluyor ve belki de çoğu Kürt olan aleviler bu oyunun figüranları olarak rol icra ediyorlar. Bunu en açık şekilde İstanbul İl Başkanlığı seçiminde gördük. Dr Canan Kaftancıoğlu bir CHPli olmaktan çok bir THKP/Cli - HDPli olarak profil gösteriyor; CHP ile en küçük ilgisi yok. Ama plan o ki, onun üzerinden CHP Kürtleri kazanacak!

rte-akp'nin sünni yobazlığına karşı CHP'nin bir başka yobazlığa teslim olması, ülkenin içine sokulduğu karanlıktan çıkması yönünde bir umut yaratmaz. kk'nin bırakıp gitmesi en yararlı bir açılım olurdu: Ümit Kocasakal ve Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun adaylığının yolu açılmalı ve Muharrem İnce ile birlikte eşitçe yarışmaları sağlanmalı idi ki, kongre Türkiye'nin bir yansıması olarak sonuç versin. Mevcut tablo, kk ve avenesi tablosudur. Her ne kadar Muharrem İnce'nin aldığı oy miktarı azımsanmayacak miktardaysa, sonuçta iktidara yine kk getirilmiştir ve kozlar onun elindedir.

Yobaz Alevi - Kürt planının bir sonuç getirmeyeceğini görmek onlara bir şey kaybettirmeyecek, pardon deyip gidebilirler veya gitmeyebilirler de, ama Türkiye'ye geçmiş olsun. Artık Atatürk Türkiyesi'nin ve Cumhuriyetin bir geleceği yok! Türkiye adım adım ve belki koşarak Afganistan'a dönüşecek.

Çok asabım bozuk!