Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2012 Pazartesi

Sıkışmış bir olmayan kuyruk davası

Sıkışmış bir olmayan kuyruk davası
Atatürk’ün gençliğe hitabesi de kaldırılsınmış…
Yani bir fikir olarak ileri sürülebilir.
Fakat Allah için biraz samimi olun.
Siz bu işin neresindesiniz?
Atatürk bir büyük adam, bunun tartışılacak bir yanı yok; üzerinde soluk alıp küfür etme ozgürlüğünü kullandığın bu topraklar, Yozgat dahil, onun dehasıyla vatan kimliğini korumuş. Herhangi bir gavurun sömürgesi veya kontrolü altında azınlıktan biri değilsen, bunu ona borçlusun.
Bunu idrak edemeyene nankör derler. Atatürk’ün nankörlere hitaben yaptığı bir konuşma yok.
Atatürk güvendiği gençliğe yapmış bu konuşmayı; ben onlardan değilim diyorsan, keyfin bilir, istediğin şemsiyenin altında bağır çağır…
Bu yolda hangi emirlere uydun da yoruldun; bu emirlere uyarak hangi canım emeklerini zayi ettin?.. Bu emirler hayat yolunda senin hangi bulunmaz zenginliğini eritti bitirdi?.. Hangi mahvolmuşluğun birikimiyle şikayet ediyorsun?
Belki aynı yaşlardayız veya gençsin benden; bunca yıl ben zerre kadar zararını görmedim Atatürk’ün gençliğe hitabının. Ne ırk ayırdım, ne millet, ne inanç, ne siyasi görüş ne komşularla savaşı arzuladım ne de mazlumun acısına sırtımı döndüm, ne şu ne bu… Insanı hep başımın üstünde tuttum. Atatürk buna hiçbir zaman engel olmadı; sen hangi tecrübelerden geçtin ki, inatla karşına Atatürk çıkıyor? Ne yapmana engel Atatürk? Hangi iyi bir şeyi yapmak istedin de Atatürk’ün gençliğe hitabı karşına çıkıp “dur” dedi?
Bu etkiyle uğraşırken biraz düşün –ve aynaya bak, faydası olur, ben diye başla, birşeyler söyle- hangi dünya şahanesi çiçeklerinin açılmasını engelledi o hitabe Mustafa…
Kimin adına konuşuyorsun?
Kim eğitti seni Mustafa?
Bir entellektüel olarak, burnumu sokmak için üzerime vazife olmasını beklemem bir şeyin, diyorsan; niye uyudun şimdiye kadar? Hitabe 80 küsur senedir orada Mustafa…
O çok yukardan baktığın yer senin kafa göz hizan değil; bindiğin geminin yakaladığı yükselen dalga Mustafa. Gemi hep orada kalmaz Mustafa. Deniz, kaptanı da takmaz, seni de takmaz Mustafa. Geminin battığı dahi olur Mustafa.
Zavallılık anadan doğma değildir, fakat sonradan olmadır Mustafa.
Okumak cehaleti giderir Mustafa…

10 Ocak 2012 Salı

Namussuz dedem o kadar kabiliyetsizdi ki, kapının önüne bir gökdelen dikemedi

Zavallı kargaların adı çıkmış, burnu boktan çıkarmamak için daha uygun aletler var. Aydın diye geçinen, sokaktaki insanla bir kere yüzyüze gelmemiş, cuma cemaati nedir bilmeyen, bu adam Türkiye'ye islamcılar üzerinden demokrasi vaad ediyor. Bana bir tane örneğini göster ilaç için. Efendim "böyle bir dönemden geçmek zorunda kalabilirmişiz". Yahu ne kadar tuzun kuru, nereden biliyorsun oradan "geçeceğini" sana taahhütname mi verdiler. Sen ilk cayırtıda sıvışıp gideceksin ait olduğun yere, alkışlarla karşılanacaksın, hatta kaybedilmiş Türkiye'den gelen bir kahraman olarak ağzına mikrofon tutacaklar ve dahi para keseceksin. Ya bu memlekette ilelebet karanlığa saplanmış ve onun içinde ölüp gidecek kitleler n'olacak? Sen Allah bilir eriyip giden kuzey kutbuna bakarak da "geçici bir dönem" diyorsundur. Aydınmış! Düşünün bu adamın Aydın olduğu toplumun cahilini! Yıkmanın ne kadar kolay olduğunu göremeyen bir adama aydın değil olsa olsa ahmak denir. Efendim padişah ailesi çok batılıymış, konyak filan içermiş padişah. Levent’teki gökdelenlere bakıp Hakkari’ye projeksiyon yapıyor. Aydın bu! Iran şahı da çok batılıydı, bak, "nasıl bir dönemden geçilemiyor", onu da mi görmüyorsun, yahu gözünün önünde, ona da mi körsün!. Zavallı kargalar, adınız çıkmış.

Diye yazdım ama ateşim sönmedi. Adını nasıl koyacağımı bilmiyorum; iş nankörlüğü filan geçmiş, yeminli ihanete kadar gidiyor.
Soru sormayı adamıma lazımlık tutmak sanan yılların kasarı yine aynı pozda, salaklama soruyor, “Atatürk ilerici miydi?” Öteki cevap veriyor, hayır gericiydi demeye aslında o kadar hazır ve hevesli ki, kendini zor tutuyor, belki de yutkunamıyor, çok büyük olacak, “değildi” ile yetiniyor. Haksızlığın bu kadarına bir yerden bir bela çıkar mutlaka, benim önermeme gerek yok:
Ey Aydın kılıklı madrabaz, memleketin her tarafı resmen ve fizik olarak emperyalist işgal altında ve bu adam canını dişine takarak bir direniş örgütlüyor, savaşıyor, kazanıyor  ve bugün, arkasından sadece küfür hakkını kullanmayı tercih edebildiğin bir özgür ülke bırakıyor; sefasını sürdüğün. Bunu bilmiyor değilsin. Yuh yani. Yuh, sana taş kalp bile yakışmaz, hic değilse bir katılık izafe edebiliriz taş kalpliye, bir anlamdır. Sen yürek yerinde burnumun direğini kıran çürük bir et parçası taşıyorsun; hem de kafanda. Ve kendinin farkında olduğunu sanan bir kısım koyun seni ve avaneni hakikaten bir şey sanıyor.
Bu kendini ilerici– sosyalist diyemeceğim, çünkü kendisi biraz girift bir Amerikan kuyrukçusu olduğunu ıspata çalışıyor- sanan zatın simgeledigi gürühun bir yarası var: Bu topraklar, bu ülke, bu halk, Amerikalı genel vali teklifini redderek büyük bir yanlış yaptı. Şöyle memleketi direkman medeniyetin eline teslim edecektik, o zaman adam olmak şansımız vardı, mis gibi Ingiliz hinterlandı olacaktık ve bugün kimbilir nasıl bir Türkiye’de yaşıyorduk… Işte  ingapur şurada, bir bakın, adamlar Ingilizce konuşuyor, Ingiliz şemsiyesi altındalar. Mustafa Kemal adında bir Osmanlı Paşası, memleketin bütün istikbalini değiştirdi...
Işte bu memleketin aydını bu.
Geri kalmışlıktan okuma yazma bilmez, nereye sürsen giden cahili sorumlu tutmak artık çok makul gelmiyor bana; sorumlular kime çalıştığı belli olmayan bu bulanık adamlar, artık iyice ortada.
Aydınmış!
Karanlığı sana tercih ederim; çünkü beni uyanık olmaya zorlar!
İbret için okuyun, adresi şu:
http://www.duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=5796&nese_duzel-murat_belge%3A_ataturk_ilerici_degildi#.Twsy0rt1lJQ.facebook
Atatürk’ün arkasından gelenleri eleştirmek ayrı bir şey, en ince ayrıntısına kadar gir ve ortaya çıkart her türlü pisliği, aldatmayı, oyunu, tezgah, ihaneti, korkuyu; görelim; aydınsan bunu aydınlat. Bir tükenişten yepyeni bir hayat çıkartma mucizesini karartma. Azıcık insaf et. Hiç değilse avanenin zehabına uygun dur,  şunun bunun elinde dolaşan bir kör bıçak olma!
Adam sanki Osmanlının harcayıp bitirdiği, iflas etmiş, çökmüş, çürümüş, bitmiş, sıfır bir imparatorluk artığından değil de, 1800lerin sonlarındaki Manchester vilayetinden söz ediyor. Bir elde yağ ötekinde bal, oh ne ala… Benim, evine bir lokma ekmek götürebilmek için yapmadığı iş kalmamış dedeme, “Cehennem olası adam, şu kapının önüne bir gökdelen dikememiş” dememe benziyor.
Hakikaten, birisi çıksa, Osmanlı bittiğinde Konya’nın Londra’dan bir farkı yoktu, dese, gösterse; nüfusun en az yarısı okur yazardı, dese, gösterse; memleketin her yanında fabrikalar, silah fabrikaları cayır cayır çalışıyordu, dese, gösterse… Ve bizler –herhalde benim gibi düşünenler de vardır, herkes gaflet, dalalet ve hamakat içinde değildir- de tarihsel gerçeği öğrensek ve şunca yıldır kandırılmışlığımızdan uyansak.