1 Ağustos 2011 Pazartesi

Batılı, tarihin sonundan sonra, beynin de sınırına ulaştı!..

Şu türlü şeyler okumak hoşuma gidiyor:

Fakat, “insan var olduğundan beri” derken, bu döneme ait verileri nereden topladıklarını merak etmemek mümkün değil. Ayrıca niye modüller kendi içinde daha yüksek bir verime ulaşmasın? Yarın birgün bir enerji içeceği keşfederler, bir bakarsın beynin ihtiyaç hissettiği enerjinin yarısını sağlamış… Olamaz mı? Mis gibi de olur.

Haberi noksanı fazlasıyla Milliyet’ten aldım:

“İngiltere’nin önde gelen üniversitelerinden Cambridge Üniversitesi’nde nörobiyoloji Prof. Simon Laughlin de yaptığı araştırmalar sonucunda, insan beyni işleyişinin en üst seviyeye ulaştığını iddia etti. Daha önce yapılan araştırmalarda beynin farklı işlevlerini gören 10 “modülü” arasında en hızlı iletişimin gerçekleştiği kişilerin, daha zeki oldukları saptanmıştı.

Bilim insanları da modüller ve beyin hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan sinir hücresi uzantılarının insan varolduğundan beri fiziksel olarak mümkün olan en kısa boyutlara ulaştığını ve en hızlı şekilde çalıştığını söylüyor. Ayrıca vücut ağırlığının sadece yüzde 2’sini oluşturan beyin, buna rağmen vücut enerjisinin yüzde 20’sini sarf ediyor. Beyin fonksiyonlarında çok az bir artışın çok ciddi bir enerji ihtiyacı doğuracağını söyleyen bilim insanları bu enerjinin karşılanmasının mümkün olmadığını savunuyor. Bu nedenlerle insan beyninin bugünkünden daha hızlı ve verimli bir şekilde çalışmasının bundan sonra mümkün olmayacağı iddia ediliyor.”

(*) Bu da alıntı karakteri.

31 Temmuz 2011 Pazar

Düzeltme geçiyorum, düzeltme geçiyorum

Her ne kadar ilk anda ifade teknolojik gelişmeler doğrultusunda akla uygun geliyorsa da, en azından orijinali öyle değil.

Güngör Uras’ın pazar günkü yazısındaki “eski camlar bardak oldu” ifadesinden söz ediyorum. Deyimdeki “cam” değil, “çam” olmalı. Cam’ın Anadolu köylüsünün hayatındaki geçmişi ne kadar ki onunla ilgili deyim üretsin!..

Deyimin orijinalini “eski çamlar bardak oldu” diye biliyorum. Eskiden bebekleri kundaklar beşiğe yatırırlardı; ben buna yetiştim. Annemden ve babamdan duyduğum kadarıyla da, “bardak” bu beşiğin parçalarından biri; hangisi olduğundan emin değilim. Ve ayrıca, ifade kolaylığı nedeniyle uyduruluvermiş “bardak” değil, “bağırdak”. Yani “eski çamlar bağırdak oldu”.

İnandırıcı bulmayan, gider Anadolu köylüsünden doğrusunu soruşturur.

Buna benzer, her zaman ciğerimi yakan bir başka bir nevi “galat-ı meşhur” da, “sütten çıkmış ak kaşık” deyimi.

Bu deyimi üreten damardan gelen eskiler o kadar derin ve geniş perspektifli insanlarmış ki, bugünün “entellektüelleri” ellerine su dökemez. Deyimin orijinalini, “süte sokulmadık ak kaşık” diye biliyorum. Yani eskinin adamına göre, süt, dünyanın en temiz, en helal, en şahane bir şeyi. Ve fakat, sözü edilen figür her ne ise, “onunla bile kirlenmemiş” denmek isteniyor. Fakat, nerde bugünün insanındaki bu derini kavrama kabiliyeti.

Süt beyazdır, o halde, sütten çıkan da beyazdır, ee, sözünü ettiği her neyse, bu kadar beyaz imiş, yani tertemiz imiş oluyor... İkisi arasındaki yalınkatlığı bile göremeyen adamların, hayatta şu ve bu konuda ahkam kesmesi ve başka bazılarının da bu insanların derinlikleri üzerine iman etmeleri, ne kadar hüzün verici geliyor bana, kimse bilemez.

Bunu niye buraya yazdım da Güngör Uras’a yollamadım?
1. Belki bu işi yapacak başkaları vardır.
2. Ben yollasam da kendisinin bu notu açıp okuyacak vakti olacağını sanmam.
3. Nasılsa burada da davulcu osuruğu!
(*) Buranın tarihine dönük bir dipnot: Eski ile güncel artık sık sık karışmaya başladı. Bu karakter kullanılmışsa, güncel, demek. Kullanılmamışsa, eski yazılardan geliyor demek.

28 Temmuz 2011 Perşembe

Amerikalılar yaptığı için güvenilirlik sıfır, ister inan ister inanma

ABD’li Pew’in araştırmasına göre, Türklerin yüzde 21’i kendisini “Önce Türk” olarak tanıtırken, yarısı “Önce Müslümanım” diyor.

ABD’nin en saygın araştırma kuruluşlarından Pew’in 14 ülkede yaptığı anket, 11 Eylül saldırılarının üzerinden yaklaşık 10 yıl geçmesine rağmen, Müslümanlarla Batılılar arasındaki buzların hala erimediğini ortaya koydu. Türklerin yarısı kendini önce Müslüman olarak tanımlıyor, sadece yüzde 21 önce Türküm diyor. Bu oranlar ABD’de yüzde 46-46 eşit. Fransa’da ise yüzde 90 önce ‘Fransızım’ diyor. Anket için Türkiye’de de 21 Mart-12 Nisan tarihleri arasında bin kişiyle yüz yüze görüşmeler yapıldı.

http://haber.gazetevatan.com/once-muslumaniz-batililar-bencil/390088/1/Gundem

Yahudi her yerde Yahudi, ama Türk'ün hep bileşenleri var. Bakınız, nasıl ikinci sınıf olunur, sayfa bir, madde bir, birinci satır!

Köpek besleyen köpek sahibi olur, o kadar

Daha sonra Googla sordum, bu zat kimdir, önemi nedir, diye. Hollandalı bir aileden geliyormuş. 1739’da New York’da doğmuş. Denizcilik ve perakende işi yapan babasının yanında büyümüş. Babası ölüp de ne var ne yok kendisine kaldığında, yaşı 25 imiş.

Döneminde Yahudiler insanca muamele görmek için, bir tür varlık mücadelesi verirken, o çok farklı bir tablo çizmiş; arkasına herhangi bir organize grubun desteğini almadan ve ortada Yahudilik adına herhangi bir hukuksal dayanak yokken, tek başına Yahudilik bayrağını yükseltmek için az bulunur bir liderlik sergilemiş.

Batıp borçlanmak filan gibi, başı türlü şekillerde belaya girmişse de, hiçbir zaman Yahudiliğini tartışma konusu yapmamış. Hatta, 1776’da yayınlanacak olan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ne bile, Hıristiyanlık üzerine yemin etmeyeceği gerekçesiyle imza koymamış ve metin değiştirildikten sonra imza koymuş.

Enteresan bir adammış yani.

Daha başka özellikleri de var. Mesela benim okuduğum kayıtta, Bostonlu Amerikalıların peygamber gibi taptıkları kahramanları Paul Revere’in, mason locasında, onun yardımcısı olduğu da -her nedense- belirtiliyor.

Her neyse, meraklısı daha derinine gider okur, döner. Benim burada söyleyeceğim, her şeyin başı, karakter; karakter sahibi insanlar yetiştirirseniz, onlar da her zaman, yapılması gerekeni doğru tesbit eder ve yaparlar; çobanın da iyisi olurlar.

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

İmam hatiplilere burs ayrıcalığı: MEB'den burs alan öğrenci sayısı 6,5 kat arttı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ekonomik desteğe ihtiyaç duyan başarılı ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine verdiği karşılıksız burs hizmetinde imam hatip liseli öğrencilerine ayrıcalık tanıdı. İmam hatip liselerinde 2010 yılında burs alan öğrenci sayısı yaklaşık 6.5 kat artarken Anadolu öğretmen liselerinde eğitim gören öğrencilerin bursu ise 4 kat düştü. Her 10 imam hatip öğrencisinden 1’i burs almaya başladı.

MEB Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan “Milli Eğitim İstatistikleri Örgün Eğitim 2010-2011” adlı çalışmada yer alan veriler bakanlığın imam hatip liselerine sağladığı burs desteğini ortaya çıkardı. MEB’in verilerine göre, 2009 yılında Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Anadolu imam hatip ve imam hatip liselerinde okuyan 3 bin 857 öğrenciye burs desteği verilirken 2010 yılında bu rakam yaklaşık 6.5 kat artarak 24 bin 395’e yükseldi. Aynı yıl Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne bağlı Anadolu öğretmen liselerinde okuyan 20 bin 418 öğrenci burs imkânından yararlanırken 2010 yılına gelindiğinde öğretmen liselerinde burs alan öğrenci sayısı 15 bin 397 azalarak 5 bin 21’e düştü.

İmam hatip lisesinde okuyan öğrencilere sağlanan rekor düzeydeki destek diğer meslek liselerine ise yansımadı. Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı ortaöğretim kurumlarında okuyan burslu öğrenci sayısı 2009’da 3 bin 334 iken 2010 yılında bu rakam 3 bin 316’ya geriledi. Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’nde de 2009 yılında 1982 öğrenci burs desteğinin yararlanırken, 2010’da burs alan öğrenci sayısı yalnızca 6 kişi artarak 1998 öğrenci olarak hesaplandı.

Genel ortaöğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin yüzde 3.4’ü burs imkânından yararlanabiliyor. İmam hatip liselerinde ise bu oran yüzde 10.3’ü buluyor.

MAHMUT LICALI / Cumhuriyet

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Çoban, sürü, dağ, bayır, tuz ve su ve daha neler

Maria Stella ile miadı dolmuş evrakı ayıklıyorduk. Bir tomarın arasından bir broşür düştü. Nedir bu, diye eğilip baktım; Boston Jewish Experience, diye bir başlık gördüm ve broşürü bir kenara koydum.

İş bitince açıp okudum. Şu satırlar ilgimi çekti:

1640’lar          Boston’a gelen ilk Yahudi Solomon Franco idi. Ticari faaliyet içinde olmasına rağmen, Puritan yöneticiler tarafından halkla etkileşimi yasaklandı.

1654               İspanya ve Portekiz’den Yahudiler gelmeye başladı.

1730               İlk Amerikan sinagogu, Shearith Israel, New York’da kuruldu.

1763               Touro Sinagogu, Newport,  Rhode Island’da tamamlandı.

1782               Moses Michael Hays Boston’a yerleşti; First National Bank, Büyük Mason Locası, Boston Denizciler Derneği ve diğer bazı organizasyonların kurulmasına yardım etti.

1821               Yahudiler Massachusetts eyaletinde vatandaşlık hakkını elde etti.

1840’lar          İlk Alman Yahudileri Boston’a gelmeye başladı.

1844               Yahudiler Massachusetts’de gömülme hakkını elde ettiler.

diye devam edip gidiyor...

Öteki sayfada da şu satır dikkatimi çekti:

“Ortodoks geleneğe uygun olarak, L biçimli tapınağın ikinci katı erkekler ve kadınlar ayrı oturacak şekilde...”


24 Temmuz 2011 Pazar

Belki de söyleyebiliyorlardır; bir gün bir bilen çıkar ve gösterir!

Zenciye zenci demek artık insan hakları ihlali anlamına geliyormuş. [Zencide ne gibi bir kusur veya aşağılama var, ben göremiyorum] Onun için siyahî demek daha iyiymiş.

Durup dururken nerden çıktı bu?

Bir derginin arka kapağında okuduğum cümleden. Arkada Thomas Edison’un görüntüsü var, önüne bir lamba sarkıtmışlar. Diyor ki, Lit up the nighttime. Daha önde Oprah Winfrey var; sol kolunu öne doğru uzatmış, gülüyor. Onun adının altında da, Lit up the daytime, yazıyor.
Bizim “gündüz feneri” yakıştırmasını hatırladım; ilan tam onu demeye çalışıyor.

Bizim gibi söyleyebilseler aslında ne sevinirlerdi diye geçti içimden.